Yükleniyor HABERLER

« Tüm HABERLER

  • Bu etkinlik geçti.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, PM Toplantısının Açılışında Konuştu: “Tarih Yeniden Bizi Göreve Davet Ediyor”

Eylül 9

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu:

-“Cumhuriyet Halk Partili olmak demek; vatanseverliktir, demokrasiyi, kadın erkek eşitliğini, hukukun üstünlüğünü savunmaktır, her türlü adaletsizliğe karşı çıkmaktır. Ve Cumhuriyet Halk Partili olmak demek her şeyden önemlisi yürekli olmak, bütün olumsuzluklara karşı dik ve onuruyla yürüyen kişi demektir”

-“Yedi düvele karşı mücadele edip Çanakkale’yi geçilmez kılanlar orada yatarken, bir kişinin iradesiyle aynı gemiler, aynı askerler aynı kuvvetler bir kişinin iradesiyle geliyorlar ve Osmanlı’yı işgal ediyorlar. Onun için bir kişinin iradesinin bir topluma hangi felaketler açtığını, hangi felaketlere yol açtığını öğrenmek istiyorsanız iki Çanakkale’ye bakacaksınız”

-“Bu ülkeyi kuranlara karşı bizim sorumluluğumuz var, borcumuz var. 99 yıldır bu partide görev alan herkes bu mücadelenin bir parçası oldu. Bundan sonra da gelecek kuşaklar bu mücadelenin bir parçası olacaklar. Çünkü Gazi Mustafa Kemal Atatürk bize çağdaş uygarlığı yakalayacaksınız ve onu aşacaksınız dedi ve bizim yediden yetmişe her birimizin temel hedefi, çağdaş uygarlığı yakalamak ve onu aşmaktır”

-“Tarihin Cumhuriyet Halk Partililere yüklediği ciddi bir görev var. Bizim yaşamımızda korku yoktur, her Cumhuriyet Halk Partili cesur olmak zorundadır. Hiçbir güce boyun eğemeyiz biz. Bizim mücadelemiz bir hak mücadelesidir, bir bağımsızlık mücadelesidir, aynı zamanda bir halk mücadelesidir”

-“Cumhuriyetin 100’üncü yılına giriyoruz ve bizi tarih yeniden göreve davet ediyor”

-“Kararlı mücadelemizi sürdürmek zorundayız. Birileri beşli çeteleri, kendi medyasını, yolsuzluk yapanları, haramileri harekete geçirebilir. Onların yedi düveli dahi gelse bir santim dahi geri adım atmayacağız. Her türlü hakaret, her türlü iftira yapıldı. Linç girişiminde bulunuldu, kurşunlar atıldı, öldürülmek istendik. Ama dikkat edin tek adım bile geri adım atmadık. Çünkü biz Mustafa Kemal’in öğretisinden geliyoruz”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partimizin 99’uncu kuruluş yıl dönümü dolayısıyla bugün toplanan Parti Meclisi Toplantısına başkanlık etti.

CHP lideri Kılıçdaroğlu, Parti Meclisi Toplantısın açılışında yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Efendim sabahleyin hep birlikte Anıtkabir’deydik, 99’uncu yılımızı kutladık. Genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti için bir siyasal partinin 99’uncu yılını kutlaması hem bizim tarihimiz açısından, hem Cumhuriyet tarihi açısından, hem dünya siyaset tarihi açısından son derece önemli bir gelişme. Gençlerle beraberdik, onların yanımızda olması, bize destek vermesinin de benim açımdan büyük bir önemi var. Çünkü büyük bir çınarın genç filizleri onlar ve o filizlere tekrar aramıza hoş geldiniz diyorum.

Biraz genç arkadaşlarıma hitap edeyim. Çünkü aramıza yeni katıldılar. Cumhuriyet Halk Partili olmak sıradan bir olay değildir. Her şeyden önce Cumhuriyet Halk Partili olmak demek vatanseverliktir. Cumhuriyet Halk Partili olmak demek demokrasiyi koşulsuz savunmaktır. Cumhuriyet Halk Partili olmak demek kadın erkek eşitliğini savunmaktır. Cumhuriyet Halk Partili olmak demek hukukun üstünlüğünü savunmaktır. Cumhuriyet Halk Partili olmak demek her türlü adaletsizliğe karşı çıkmaktır ve Cumhuriyet Halk Partili olmak demek her şeyden önemlisi yürekli olmak demektir. Bütün olumsuzluklara karşı dik ve onuruyla yürüyen kişi demektir. Biz bunu Gazi’den öğrendik. En zor koşullarda bile Kuvayı Milliye’yle birlikte Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukukla birlikte mücadeleyi yaptılar. En zor koşullarda cumhuriyeti kurdular. O nedenle Cumhuriyet Halk Partili olmak sıradan bir olay değildir. Aramıza tekrar hoş geldiniz, şeref verdiniz; sizlerle onur ve gurur duyuyorum.

Hangi koşullarda cumhuriyet kuruldu? Çanakkale’yi hepiniz bilirsiniz, her gittiğimiz yerde Çanakkale’yi anlatırlar. ‘Çanakkale geçilmez’ diye tarih yazdığımız söylenir ve Çanakkale’de mücadele eden hem Gazi Mustafa Kemal Atatürk, hem de silah arkadaşları; her karış toprak için hayatlarını verdiler, kanlarını döktüler ve Çanakkale’yi yedi düvele karşı geçilmez kıldılar. Fakat bir şey oldu iki yıl sonra; o geçilmeyen Çanakkale, bir kişinin iradesiyle geçilir hale geldi. O Çanakkale’yi geçemeyenler, bir kişinin iradesiyle Çanakkale Boğazını aştılar ve geldiler Dolmabahçe’nin önünde demirlediler. Ama bir kişi daha vardı, Yıldırım Orduları Komutanı’ydı; İskenderun, Suriye, Hatay’dan geldi, Haydarpaşa Limanına indi, karşıya geçerken düşman gemilerini gördü. Kullandığı cümle tarihin cümlesidir, “Geldikleri gibi gidecekler” diye.

Ve dolayısıyla niye anlattım bunu size genç arkadaşlarım niye anlattım? Bir devlet bir kişinin iradesine teslim edilemez. Yedi düvele karşı mücadele edip Çanakkale’yi geçilmez kılanlar orada yatarken, bir kişinin iradesiyle aynı gemiler, aynı askerler aynı kuvvetler bir kişinin iradesiyle geliyorlar ve Osmanlı’yı işgal ediyorlar. Onun için bir kişinin iradesinin bir topluma hangi felaketler açtığını, hangi felaketlere yol açtığını öğrenmek istiyorsanız iki Çanakkale’ye bakacaksınız. Bugün geldiğimiz noktada devletin bir kişiye teslim edildiğini biliyoruz. Yasama, yargı ve yürütme yok, demokrasi yok, askıda. Çetelerin kol gezdiği bir süreci yaşıyoruz. O nedenle her birimizin bu ülkeye karşı sorumluluğu var, tarihimize karşı sorumluluğumuz var.

Hangi koşullarda verdiler Milli Kurtuluş Savaşını? Tifodan kırılan şehirler, sakinleri hastalığa mahkum olmuş kasabalar, nesli kesilmiş köyler vardı. Şehitlerimizin üzerlerinde akbabalar dolaşıyordu. 400 bin asker hastalıktan ölmüştü. Ordudaki sıtma vakası yüzde 40’lar seviyesindeydi. Milli Kurtuluş Savaşı öncesi ordunun, o dönem Osmanlının içinde bulunduğu koşullar… Ve Atatürk 1935 tarihinde daha doğrusu 9’la 15 Mayıs tarihleri arasında 1935 CHP Kurultayında şöyle söylüyor, o dönemi şöyle tanımlar: “Uçurumun kenarında yıkık bir ülke, türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar…” Yıllarca süren savaş ve yorgun düşen bir toplum ve bağımsızlığını kazanan bir ülke. Sevr’i yırtıp atıp Lozan’da bağımsızlığımızı bütün emperyal güçlere onaylatan bir ülke. Bu ülkeyi kuranlara karşı bizim sorumluluğumuz var, bizim borcumuz var onlara karşı. 99 yıldır bu partide görev alan herkes bu mücadelenin bir parçası oldu. Bundan sonra da gelecek kuşaklar bu mücadelenin bir parçası olacaklar. Neden bu mücadelenin bir parçası olacaklar? Çünkü Gazi Mustafa Kemal Atatürk bize çağdaş uygarlığı yakalayacaksınız ve onu aşacaksınız dedi ve bizim yediden yetmişe her birimizin temel hedefi, çağdaş uygarlığı yakalamak ve onu aşmaktır ve onu aşacağız ve onu sizler aşacaksınız, sizler mücadele edeceksiniz.

Cumhuriyeti kurdular. Amasya Tamimi önemlidir. Bütün genç arkadaşlarımın Amasya Tamimini okumalarını isterim. Bir cümlesini okuyayım; “Vatanın tamamı, milletin istiklali tehlikededir” diyor. Ve milletin kurtuluşunun da milletin azim ve kararlılığına bağlı olduğunu ifade ediyor.

Her taraf işgal edilmiş ve bir bağımsızlık mücadelesi veriliyor. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri daha sonra birleştiler, bunlar aynı zamanda Cumhuriyet Halk Partisinin kuruluşuna da ortam hazırladılar. O genç Cumhuriyet, bağımsızlık savaşını kazandıktan sonra ne yapacaklardı? Mustafa Kemal ve arkadaşlarının bütün hayatı savaş meydanlarında geçmişti. Ülke yıkıktı, virandı. Az önce okudum size. Ne yapılması gerekiyor? Ve ilk yaptıkları işlerden birisi Çocuk Esirgeme Kurumunu kurdular; 1921, çocuklar babasız kalmıştı, annesiz kalmıştı. O genç Türkiye Cumhuriyeti daha cumhuriyet ilan edilmeden önce o çocukları sahiplendi. Bu ne demektir? O genç cumhuriyet aynı zamanda bir sosyal devlet demektir. Yoksula kol, kanat geren devlet demektir. Kendi evlatlarını düşünen devlet demektir. En zor koşullarda bunlar yapıldı.

Daha sonra 19 Ocak 1923 Mustafa Kemal’in çok güzel bir cümlesi vardır; “Yeni Türk devleti cihangir bir devlet olmayacaktır” yani savaşçı bir devlet olmayacaktır. Fakat yeni Türkiye iktisadi bir devlet olacaktır. Çünkü ekonomik kalkınma savaşını başlatmak zorundaydı. Eğer siz ekonomik bağımsızlığınızı sağlayamazsanız siyasal bağımsızlığınızı koruyamazsınız. Ekonomik bağımsızlığı sağlamanın yolu dışarıya el avuç açan bir Türkiye görüntüsü vermemektir. Dışarıya el avuç açarsanız, bana para verin diye dilenirseniz size siyasal koşullarını dayatırlar şunu şunu yapacaksın diye. Bu noktada bugün 21.yüzyılın Türkiye’sinde ekonomik bağımsızlığımız tehlikededir. Bir daha ifade edeyim, 21.yüzyılın Türkiye’sinde ekonomik bağımsızlığımız tehlikededir. Dışarıdan para gelemezse ülkeyi yönetemeyeceklerini görüyorlar. Düne kadar kızdıkları, küfrettikleri kişilerin ayağına gidiyorlar. Milli Kurtuluş Savaşını veren bir gelenekten gelen bu partinin mensupları olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devletini yönetenlerin birilerine el avuç açmasını asla doğru bulmuyoruz ve kabul etmiyoruz. Ne yaptılar? İzmir İktisat Kongresini topladılar. Türkiye’yi nasıl büyüteceğiz, nasıl kalkındıracağız? Yol yok, okul yok, demiryolu yok, okuma yazma oranı kadınlarda binde 8, erkeklerde yüzde 10 – 12 civarında. Nasıl yapılacak bu işler? Devleti yönetenlerin hiçbirisinin doğru dürüst ekonomi bilgisi de yok. Çünkü hepsi savaş meydanlarında mücadele ettiler. Arkasından 23’te Cumhuriyeti ilan ettiler ve devletin doğrudan ekonomiye girmesi gerektiğine karar verdiler. Demiryolları, demirağlarla örüldü, okullar, fabrikalar, bütün bunların tamamı belli bir zaman dilimi içinde aşama aşama gerçekleştirildi. Aşar vergisi… Sanayi yoktu, her şey tarıma bağlıydı, tarımdan vergi alınırdı, çiftçinin büyük şikayetleri vardı aşar vergisinden, Mustafa Kemal nereye gitse köylü aşar vergisinden şikayet ederdi ve onu kaldırdı. Yeter ki siz üretin dedi, yeter ki alın teri dökün dedi.

21 Şubat 1925; Kuran’ın Türkçe mealinin hazırlanmasıyla ilgili TBMM’ye verilen bir önerge kabul edildi. İnsanlar kendi kutsal kitaplarını okurken anlayabilsinler diye. Suçluyorlar ya, bu tarihi özellikle verdim. Suçlayan insanlarda biraz vicdan olmalı, biraz ahlak olmalı, biraz erdem olmalı, biraz bilgi olmalı. Herkesin inancına saygı gösteren bir Kurtuluş Savaşını veren kahramanlar ordusuyla karşı karşıyaydık.

Ve 15 Ağustos 1925; Kayseri’de uçak fabrikasının temeli atıldı. Cumhuriyet kurulmuş daha yeni, 23 – 25… Ve Kayseri’de uçak fabrikasının temeli atılıyor değerli arkadaşlarım.

20 Haziran 1927; tarım temel sektör ama eğitimli insanlar yok. Tarım okulları kuruldu bu tarihte. Böylece üreticinin, çiftçinin ne yapacağını, nasıl ekeceğini, hangi ürünü ekeceğini en azından bilgili insanlar, bilimi bilen, tarımı bilen insanlar alanda çalışsınlar diye tarım okulları açıldı.

11 Kasım 1928’de millet mektepleri açıldı. Köy enstitülerinden çok öncedir. İnsanlar okuma yazma öğrensinler diye. Millet mekteplerinde 1929 yılına kadar 800 bin kadın ve erkek okuma yazma öğrendi.

Ve 1928 yılında, 25’te Kayseri’de uçak fabrikası, 1928’de küçük bir köy olan Kırıkkale’de entegre savunma sanayinin temelleri atıldı. Top fabrikası, tüfek fabrikası, barut fabrikası her birisi Anadolu’nun göbeğinde savunma sanayi oluşturulmaya çalışıldı.

8 Haziran 1929’da topraksız köylülere toprak verilmesiyle ilgili kanun kabul edildi. Yani Toprak Reformu, yani toprağı olmayan köylüye toprak verildi ve o gün, o tarih Toprak Bayramı olarak kutlandı.

3 Nisan 1930’da kadınlara yerel seçimlere girme hakkı, belediye başkanı olma hakkı tanındı kadınlara. Önemli bir adım. O fakir Cumhuriyet, kadın erkek eşitliğine inanan Cumhuriyet, kadının toplumda ne kadar değerli olduğunu bilen Cumhuriyet önce bunu yaptı 1930’da.

Yine 1930’da; 1 Haziran 1930’da Merkez Bankası kuruldu. Genç arkadaşlarım, sevgili gençler, devasa bir Osmanlı Bankasının kendi parasını basacak bankası yoktu. Düşünebiliyor musunuz Osmanlı Bankası Osmanlıya ait değil yabancılara aitti. Bir devlet kendi parasını basamazsa o devletin bağımsızlığını herkes sorgular. 1930 yılında bugünkü Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kuruldu.

Ve 5 Şubat 1932 ilk Türkçe hutbe Süleymaniye Camii’nde okundu. Diyeceksiniz çok mu önemli? Çünkü bütün hutbeler Arapça okunuyordu ama vatandaş Türkçe biliyor. Şu öngörüye bakar mısınız, şu inanca bakar mısınız, şu sevgiye bakar mısınız?

1 Aralık 1933; ilk 5 yıllık sanayi planı yürürlüğe konuldu. Planlaması olmayan bir Osmanlı’dan planlama örgütünü kuran, planlama teşkilatını kuran ve planlamayı çıkaran, uygulamaya koyan genç Türkiye Cumhuriyeti.

3 Mayıs 1934; 1925’te Kayseri’de uçak fabrikasının temeli atılmıştı, bu tarihte 3 Mayıs 1934’te Kayseri’den kalkan ilk uçağımız Ankara’ya indi. O genç Cumhuriyet, o fakir Cumhuriyet, o inançlı insanlar, o yürekli insanlar bunu yaptılar. 1940’lı yıllarda dünyaya uçak ihraç eden 5 ülkeden birisi de Türkiye’ydi.

5 Aralık 1934; kadınlara milletvekili olma hakkı da verildi seçme ve seçilme hakkı da verildi. Üstelik İsviçre’den önce, Yunanistan’dan önce, İtalya’dan önce, İngiltere’den önce verildi. Çünkü bu toplumun birleşmesi gerekiyordu ve mücadelenin ortak sürdürülmesi gerekiyordu.

1936; Elmalılı Hamdi Yazır’a Kuran meali hazırlatıldı, tam 9 cilt. Bugün hala bu konuda en yetkin kitaptır, en yetkin çalışmadır.

11 Ağustos 1937; Haliç’te ilk Türk denizaltısının omurgasının yerleştirme töreni yapıldı. Kendi denizaltımızı 1937 yılında yapmaya başladık.

Değerli arkadaşlarım, 24 Haziran 1938; çiftçi çalışıyor, üretmeye başladı, ürettiği malları satması lazım ama tarım ürünleri, sanayi ürünleri gibi beklemeye tahammül edemiyor. Çiftçiye destek vermek lazım. Çiftçinin ürettiği ürüne sahip çıkmak lazım. 24 Haziran 1938 Toprak Mahsulleri Ofisi kuruldu ve o ofisin silolarının üzerine ‘Ofis çiftçinin kara gün dostudur’ diye yazıldı. Aynı zamanda her fabrika bir kaledir diye o genç Cumhuriyet fabrikaların ne kadar değerli olduğunu, önemli olduğunu bütün halka artı dünyaya ilan etti.

20 Temmuz 1938’de Fiskobirlik kuruldu. Bugün Karadeniz fındık üreticisi hala sorunlarını aşamamışsa cumhuriyetin felsefesine bugünkü yönetim inanamadığı için, inanmadığı için, gereğini yapmadığı için şimdi fındık egemen güçlere teslim edilmek isteniyor.

11 Ocak 1939; Aydın’da 4 bin topraksız köylüye toprak dağıtıldı.

12 Ocak 1940; Batman’da petrol bulundu ve ilk Türk petrol şirketi kuruldu.

17 Nisan 1940; Köy Enstitüleri kuruldu. Artık Türkiye genelinde belli bir olgunluğa ulaşılmıştır, gençlerin yetişmesi lazım, sadece tarım değil her alanda artık yetişen, her alanda Türkiye’ye hizmet edecek okullar kuruldu.

4 Haziran 1944; bu tarih de önemli. Osmanlının borçları son kuruşuna kadar ödendi. Cumhuriyeti kuranlar, inşa edenler, devleti inşa edenler sadece ve sadece bağımsızlık ilan etmediler; Osmanlının bütün borçları bize aittir dediler ve borçları gidip hiçbir kişiye dilenmeden, yalvarmadan, yakarmadan, devletin her kuruşunun hesabını vererek Osmanlının borcunu son kuruşuna kadar ödediler. Böylece Lord Curzon’un Lozan’da söylediği “Yarın geleceksin benden para istemeye, bugün reddettiklerini tek tek önüne koyacağım” dediği tabloya son noktayı koyduk.

Efendim 11 Haziran 1945; Köylüyü Topraklandırma Kanunu çıktı ve bu kanun çıkarken parlamentoda çok sert tartışmalar oldu ama kanun kabul edildi. Köylünün topraklandırılması lazımdı.

Fabrikalarla beraber işçi sınıfı da oluşmaya başladı. O genç Cumhuriyet, işçi sınıfının da hakları var, onların da korunması lazım diye İşçi Sigortaları Genel Müdürlüğünü kurdu. Düşünebiliyor musunuz, atılan her adımdaki tutarlılığı ve devlet geleneğini oluşturma konusundaki samimiyeti, bilgi birikimini görüyor musunuz?

12 Haziran 1946 üniversitelere özerklik tanındı. Yani bugünkü gibi rektörü ben atayacağım değil. Üniversitelerin özerk olması, her türlü düşüncenin üniversitelerde özgürce tartışılması gerektiğine karar verdiler.

22 Haziran 1947; Türkiye 100 milyon dolar Marshall Yardımı aldı.

22 Eylül 1947; Türkiye Cumhuriyetinin 176 ton altını olduğu açıklandı Merkez Bankası tarafından. O cumhuriyeti düşünebiliyor musunuz? Fabrikalar, yollar, köprüler, okullar, sanayi kuruluşları, savunma sanayi, demir çelik işletmeleri, Etibanklar, Sümerbanklar bütün bunların tamamı yapıldı, Osmanlının borcu son kuruşuna kadar ödendi ve devletin hazinesinde 176 ton altın var.

Değerli arkadaşlarım, 27 Ocak 1954; Köy Enstitüleri kapatıldı. 14 Temmuz 1958 IMF’ye ilk niyet mektubu verildi. 4 Ağustos 1958 Türkiye moratoryum ilan etti. Bugün bu tarihi bilmeniz gerektiği için bu kadar ayrıntıya girdim sevgili gençler.

Okullarımızda bizim tarihimiz çocuklarımıza doğru öğretilmiyor. Verdiğimiz mücadele de doğru öğretilmiyor. Ekonomik bağımsızlığınızı sağlamazsanız Türkiye’yi büyütemezsiniz. Emperyal güçlerin talepleri doğrultusunda iş yaparsanız başınız hep belaya girer. Genç arkadaşlarım şunu unutmasınlar. Hiçbir emperyal güç ateşi kendi eliyle tutmaz, maşa kullanır. Bugün geldiğimiz noktada emperyal güçlerin mevcut yönetimi nasıl kullandığını çok iyi biliyoruz. En tipik örneğini vereyim, “Bu can bu bedende kaldığı sürece papazı sen alamazsın” dediler değil mi? Söyleyen kişi kim? Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına konuşuyor. Ne oldu? Tıpış tıpış verdi. Ne demektir bu? Devleti yönetmekte artık acz içindedir, yönetemiyor demektir, baskılara katlanamıyor demektir. Çünkü açığı var demektir. Devleti yöneten bir kişiye, başka bir güç bak beni kızdırma senin malvarlığını açıklarım dediği anda Milli Kurtuluş Savaşını vermiş devletin en tepesinde olan kişinin araştırmazsanız namertsiniz demesi lazımdı. Tık bile çıkmadı. O nedenle tarihin bize yüklediği ciddi bir sorumluluk var. Bir daha ifade edeyim, tarihin Cumhuriyet Halk Partililere yüklediği ciddi bir görev var. Bu görevi şu anda beraber yerine getireceğiz. Bizim yaşamımızda korku yoktur, olamaz zaten. Her Cumhuriyet Halk Partili cesur olmak zorundadır. Cesuruz diyeceksiniz. Hiçbir güce boyun eğmeyeceğiz biz, boyun eğemeyiz biz. Kuvayı Milliye ruhunun Cumhuriyet Halk Partililerin genlerinde olduğunu bütün arkadaşlarımın bilmesini isterim. Bizim mücadelemiz bir hak mücadelesidir, bir bağımsızlık mücadelesidir, aynı zamanda bir halk mücadelesidir.

O nedenle genç arkadaşlarım, üstlendiğiniz görev sıradan bir görev değildir. Cumhuriyetin 100. yılına giriyoruz. Geçen yüzyılda bir kısmını anlattım ama çok daha büyük olaylar da oldu. Darbeler oldu, başbakanlar idam edildi, bakanlar idam edildi. Gencecik fidan gibi ülkenin bağımsızlığı için mücadele eden gençler idam edildi. Biraz sağdan asalım, biraz soldan asalım diye gencecik fidan gibi evlatlarımız idam edildi. Ve bizi tarih yeniden göreve davet ediyor. Bir daha ifade edeyim; tarih yeniden bizi göreve davet ediyor.

Her birinizin tarih karşısında sorumluluğu var genç arkadaşlarım. Öyle geldiler, bize baskı kurdular, biz geri adım attık bizim kitabımızda yoktur o. Biz öyle görmedik, öyle duymadık, öyle işitmedik, öyle de yaşamadık. Mücadeleyse sonuna kadar mücadele, kararlılıkla mücadele. Bu kararlı mücadelemizi sürdürmek zorundayız. Birileri beşli çeteleri harekete geçirebilir, kendi medyasını harekete geçirebilir, yolsuzluk yapanları harekete geçirebilir, haramileri harekete geçirebilir. Onların yedi düveli dahi gelse bir santim dahi geri adım atmayacağız. Her türlü hakaret, her türlü iftira yapıldı. Linç girişiminde bulunuldu, kurşunlar atıldı, öldürülmek istendik. Ama dikkat edin tek adım bile geri adım atmadık. Çünkü biz Mustafa Kemal’in öğretisinden geliyoruz. Bu ülkeye bağımsızlığı sağlayacağız ve bu ülkeyi büyüteceğiz ve yine her fabrika bu ülkede bir kale olacak. Bizim temel özelliklerimizden birisi de biz hiç kimsenin kimliğini sorgulamayız, inancını sorgulamayız, yaşam tarzını sorgulamayız. Ona insan olarak bakarız. İnsan olarak bakarız ve onun var olan bütün sorunlarını çözme konusunda da her türlü çabayı gösteririz. Ve biz bu anlayışla ülkemizi yönetmek istiyoruz. Bizim bir başka görevimiz daha var. Biz vatandaştan toplanan her kuruş verginin hesabını topluma vermeyi onurlu bir görev kabul ederiz. Beytülmale el uzatmayız, kul hakkı yemeyiz biz. Kul hakkı yiyenlerin din propagandası yaptıklarını gayet iyi biliyoruz. Haramilerin ne yaptığını da biliyoruz. Çetelere hangi imkanların sağlandığını da biliyoruz. Birbirimize güveneceğiz. Beraber yola çıktık, Türkiye’yi gerçek anlamda demokrasiye kavuşturacağız. Yani Cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandıracağız. İşin özeti bu.

Bu gelenek sadece bize özgü, sadece bizim için yaratılan bir gelenek değil. Bu mücadele sadece bizim mücadelemiz de değil, Türkiye’nin mücadelesi de değil; bu mücadele aynı zamanda bütün mazlum milletlere örnek olan bir mücadeledir. Cumhuriyeti kurduktan sonra bütün mazlum milletlerin cumhuriyet kurduğunu görüyoruz. Genç Türkiye Cumhuriyetinin verdiği bağımsızlık mücadelesi herkes için örnek alındı. Bizim kalkınma mücadelemiz de aynı şekilde örnek alındı. O nedenle tarihin bize yüklediği sorumluluğun ne kadar ağır olduğunu bilmek zorundayız ve bu sorumluluğun gereğini yapmak zorundayız. Bizler bunu yaptığımız takdirde genç Türkiye Cumhuriyetine karşı görevimizi yapmış olacağız.

Siyaset zengin olma alanı değildir. Siyaset halka hizmet etme alanıdır. Eğer siz halkınıza hizmet etmeyip de cebinizi dolduruyorsanız onları siyaset arenasından tasfiye etmemiz lazım. Tasfiyeyi kim yapacak? Demokratik yollarla halkımız yapacak. Anlatacağız; bunu gittiğimiz her yerde, herkese anlatacağız, herkesle konuşacağız, her kapıyı çalacağız. İnançla anlatacağız, sevgiyle anlatacağız. Türkiye’nin içinde bulunduğu koşulların doğru olmadığını anlatacağız.

Eğer bu ülkenin gençleri geleceklerini dışarıda arıyorlarsa bir sorunumuz var demektir. Gençlere söyledim bir daha söylüyorum, sizin hayallerinizin tamamı benim hedefim olacaktır ve bu hedefi gerçekleştireceğim.

Bir şeyi daha unutmayın. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, genç Türkiye Cumhuriyetini emanet ettiği grup gençler, başka kişi değil sizlersiniz ve sizler o mirasın sahiplerisiniz ve o mirası büyütmek zorundasınız.

Efendim bir Parti Meclisi toplantısı için biraz uzun bir konuşma oldu galiba. Hepinize teşekkür ederim.

Şimdi arkadaşlarımızdan 9 arkadaş galiba değil mi? 9 Arkadaşa parti rozeti takacağız. Bugün 99 arkadaş ilk kez partimize üye oldular dolayısıyla konuşmamı da genç arkadaşların geleceği nasıl inşa etmemiz gerektiği konusundaki düşüncelerimi aktarmama fırsat verdi.

Hepinize tekrar teşekkür ederim.

*CHP lideri Kılıçdaroğlu konuşması sonrasında, partiye yeni katılan genç üyeleri temsilen, 9 genç üyeye rozet taktı.

Detaylar

Tarih:
Eylül 9

Organizatör

Political Party
Telefon:
+00 987 764 53 23
E-posta:
example@mail.com
View Organizatör Website

Add Comment