Yükleniyor HABERLER

« Tüm HABERLER

  • Bu etkinlik geçti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara’da Üye Katılım Törenine Katıldı

Ağustos 18

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara’da Üye Katılım Töreninde katıldı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Yöneticilerin, devleti yönetenlerin temiz olması lazım. Devleti yönetenlerin emperyal güçler tarafından tehdit edilmemesi lazım. ‘Bak ha beni kızdırma senin mal varlığını açıklarım’ dendiği zaman, devleti yöneten şunu söyleyecek; benim mal varlığımı açıklamazsanız namertsiniz. Ben mal varlığımı siyasete atıldığım gün kamuoyuyla zaten paylaştım. Ne var benim mal varlığımda? Alın terimin karlığıdır demesi lazım. Bu denmediği zaman demek ki bir sorunumuz var” dedi.

CHP lideri Kılıçdaroğlu, farklı partilerden CHP’ye katılan 235 kişiyi temsilen 18 kişiye rozet taktığı törende yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Efendim hepiniz hoş geldiniz. Cumhuriyet Halk Partisini ne kadar tanıyorsunuz bilmiyorum. Ama önce Genel Başkanını tanıyın istiyorum. Kemal Kılıçdaroğlu kimdir? Çünkü beni tanıyacaksınız ki partiyi de bileceksiniz. Ben yedi çocuklu bir aileden geliyorum. Rahmetli ve bugün en büyüğümüz olan ablam okuma yazma bilmezlerdi. Yedi kardeşten üniversiteye giden sadece benim. Diğer kardeşlerim bazıları memur, bazıları işçi olarak emekli oldular. Rahmetli annem, insanoğlunun aya gittiğine hiç inanmadı. Orası Allah’ın nurudur oraya kimse ayak basamaz dedi. Anne uzaya gittiler insanlar falan ama siz beni ikna edemezsiniz derdi. Bizde sonunda vazgeçtik, o nasıl inanıyorsa ona saygı duyduk. Devlette görev aldım, 27,5 yıl çalıştım. Emekli olduktan sonra siyasete girdim, davet üzerine siyasete girdim. Halktan birisiyim, sizden birisiyim. Aristokrat bir aileden gelmiyorum. Dolayısıyla Anadolu’nun kuş uçmaz, kervan geçmez bir köyünde doğdum ve kader bizi buraya getirdi.

Sizin yaşadığınız acıların pek çoğunu bizde kendi ailemizden yaşadık. 27,5 yıl devlette görev yaptım. Görev yaptığım süre içerisinde bugün Cumhurbaşkanı olan Sayın Erdoğan’ın geçmişte aldığı aylığın her zaman en az iki katını aldım. Devlet bana öyle bir aylık verdi. İyi gelirim vardı. Çünkü hesap uzmanlığı gibi bir önemli alanı kazanmıştım, bir mesleği kazanmıştım. Sonra devlet beni yurtdışına gönderdi bir yıl süreyle Fransa’da kaldım. Orada ………… üniversitesine yabancı dilimi geliştireyim diye devam ettim. Sonra döndüm Türkiye’den emekli oldum. Daha doğrusu 1999 yılında da 27,5 yılımı tamamladım ve emeklilik kazandım ve emekli oldum.

Siyasete girdiğim gün bütün malvarlığımı eşimin yüzüğü dahil kendi internet siteme koydum, benim malvarlığım budur dedim. Hepsi benim alın teriyle kazandığım malvarlığı. Benim görev yaptığım yılları didik didik ettiler acaba Kılıçdaroğlu’nun bir açığını bulabilir miyiz diye. Açık bulamadılar. Çünkü kul hakkı yemenin ne kadar büyük günah olduğunu biliyordum. Babamda, rahmetli annemde bize öğretmişlerdi. Dolayısıyla insanın hakkına, hukukuna saygı duymak kadar değerli bir şeyin olmadığını biliyorum. Kendi hayatımda da biliyorum, yaşamımda da biliyorum.

Üç evladım var. Ne yaptıklarını çoğunuz bilmezsiniz. Her birisi bir ucundan ekmeğini tutmuş çalışıyor. Dolayısıyla onlara şunu söyledim, ben Genel Başkan oldum şimdi siz avukat bir kızım var İstanbul’da. Sakın ola ki, bir belediyeye gitme bir belediyeden hele CHP’li belediyeden hiç iş alma. Sonra derler ki, vay işte geldi şunu yaptı, bunu yaptı. Oradan içeri girmeyeceksin. Sen kendi emeğinle kazan, herhangi bir şekilde CHP’lilerle muhatap olma çünkü muhatap olursan bir sürü iftira üstüne atabilirler buradan vazgeç diye. Sağ olsunlar çocuklarda buna dikkat ediyorlar.

Şimdi geldik partiye. Beni tanıdınız ben böyleyim, hayatım böyle. Mütevazi yaşamayı severim. Çok farklı görüşlerden, farklı kimliklerden çok sayıda arkadaşım vardır. Hepsiyle de konuşurum. Hiçbirisiyle de görüşü farklıdır diye hiç kavga etmedim. Otururuz insan gibi konuşuruz ne olacak yani, sohbet ederiz. Parti konusunda partiye Genel Başkan oldum evet. Adı Cumhuriyet Halk Partisi, halkın partisi olmak zorundaydı. Fakirin, fukaranın hakkını korumak zorundaydı. Bütün hedefim buydu. Eğer bir çocuk bu coğrafyada yatağa aç giriyorsa sizin rahat etmemeniz lazım, rahat uyumamanız lazım. Çünkü bir çocuk açsa aslında hepimiz açız. Bir çocuk kışın soğukta kalıyorsa aslında hepimiz kışın soğukta kalıyoruz demektir. Hiçbirimizin huzuru yok demektir. Böyle baktım, böyle bakarım.

Büyük haksızlıklar oldu evet. Dünya siyaset tarihinin en büyük adalet yürüyüşünü yaptım. Adalete ihtiyacımız vardı, toplumun dikkatini çekmek zorundaydım. Bu kadar büyük adaletsizliklerin olduğu yerde bu toplumun bir vicdanı var dedim, bu toplumun bir feraseti var dedim ve bir adalet duygusunu bizim büyütmemiz lazım nedir bu milletin çektiği diye. Adalet yürüyüşünü yaptık. Daha buna benzer pek çok olay, pek çok sıkıntıyla karşılaştık. Gittiğim yerlerde, siyaset yaptığım yerlerde tehditlerde aldım. Terör örgütünün silahlı saldırısına da uğradım, bir askerimiz şehit düştü. Bir camide şehit cenazesine katılırken linç girişiminde bulundular. Yine İstanbul’da bir cenaze töreninde göğsüme bir kurşun mermisi fırlattılar, tehdit ettiler. Ama inanın haklıysanız hiçbir tehdit sizi etkilemez. İnanıyorsanız, haklı olduğunuza inanıyorsanız, bu millet için çalıştığınıza inanıyorsanız ve milletin, bu coğrafyadaki yaşayan milletin inancına, kimliğine ve yaşam tarzına saygı duyuyorsanız önünüzde hiçbir güç olmaz arkadaşlar. Ben bu davaya böyle inandım ve böyle yürüdüm. Böyle de yürüyeceğim.

Bir aileye katılıyorsunuz, Cumhuriyet Halk Partisi ailesine katılıyorsunuz. Her ailede olduğu gibi bizim ailemizde de tartışmalar olabilir. Ama bu kavgaya dönüşmez. Otururuz, konuşuruz, tartışırız, akıl akıldan üstündür benim bilmediğimi bir başkası bilebilir. Benim düşünmediğimi bir başka arkadaş düşünebilir. Bu demokrasinin de gereğidir, istişarenin de gereğidir zaten. Ama bu tartışmalar bazen kamuoyuna bak gördünüz mü gene bunlar birbirleriyle kavga ediyorlar diyor. Kavga falan yok aslında oturup konuşuyoruz yani. Böyle de bilmenizi isterim. Zaman zaman sizlerde bizim herhangi bir davranışımız olur açarsanız telefon dersiniz ki, ya şurada şöyle bir sorun var şuna da bir dikkat edin dersiniz. Bizde onu dikkate alırız, bakarız ona. Dolayısıyla sizin gördüğünüzü bazen biz Ankara’da göremeyebiliriz.

Bizim ailemiz Cumhuriyet Halk Partisi ve halkın ailesi. Bu aileye katıldınız. Belli konularda çok dikkatli olmanızı isterim. Bu ailenin temel normlarından birisidir. Bir; adaletten sapmayacaksınız. Adalet olmazsa olmaz. Kainatın düzeni, dünyanın düzeni adalet üzerine kurulmuştur. Devletin dini de adalettir. Dolayısıyla adalete olan inancınızı pekiştireceksiniz. İki, hiç kimsenin inancını siyasete malzeme etmeyeceksiniz. Birisi kalkıp da inanç üzerinden siyaset yapıyorsa bizim inancımıza en büyük haksızlığı o yapıyor demektir. Kimin inançlı, kimin inançsız olduğunu sadece yüce yaradan bilir. Nereden biliyorsunuz siz bir insanın inançlı, inançsız olduğunu. Peygambere verilmeyen bir yetkiyi dahi nasıl olur da birileri kalkar sen inançlısın, sen inançsızsın diye suçlar. Allah’la kulun arasına hiç kimsenin girmeye hakkı yoktur. Ben buna hep inandım ve hep böyle giderim. Herkesin inancına saygı duymak benim görevimdir. Neye inanıyorsa saygı duyarım.

Biz Cumhuriyet Halk Partililer olarak belediye başkanlarımıza şu talimatı verdik. Bulunduğunuz, yönettiğiniz belde de ister cami, ister cemevi, ister kilise, ister havra neyse insanlar nerede Allah’a ibadet etmek istiyorlarsa orayı tertemiz yapacaksınız, temizleyeceksiniz. Orada kirlilik olmayacak. İnsanlar gelecek huzur içinde ibadetini yapacak. Dolayısıyla her türlü inanca saygı göstermek temel görevlerimizden birisidir. Kimlik; herkesin kimliğine saygı duyacaksınız. Hiçbirimiz anne ve babamızı seçme özgürlüğüne sahip değiliz ama her birimizin kimliği kendi şerefimizdir. Kimliği siyaset konusu yapmak, kimlik üzerinden siyaset yapmak aslında o da büyük bir düşmanlıktır. Bizi ayrıştırır. Niye ayrışıyoruz, niye kavga ediyoruz? Herkesin kimliğine saygı duymalıyız, herkesin inancına saygı duymalıyız. Dolayısıyla yolumuza, Türkiye’yi nasıl büyütürüz, Türkiye nasıl kalkınır, işsizlik sorununu nasıl çözeriz. Siyasetin konusunun bu olması lazım. Ama biz buradan çıkardık. Dolayısıyla bu aileye üye olurken bu gerçekleri de bilmek ve savunmak zorundasınız.

Üçüncüsü; herkesin yaşam tarzına saygı duyacaksınız. Burada bizim karnemizin kırık olduğunu ifade edeyim. Derler ya doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar, arada doğruları da söyleyeceğiz. Biz yeri ve zamanı geldiği bir dönem başörtüsünü Türkiye’nin bir numaralı sorunu haline getirdik. Sana ne ya kardeşim başörtüsünden sana ne. O kadının evinde huzur var mı yok mu sen bir ona bak. Çoluğu, çocuğu işi var mı gücü var mı ona bak. Evinde engelli, hasta, yaşlı var mı ona bak. Siyasetin konusu bu, biz siyasetin konusunu başka bir yere taşıdık. Oradan da çıktık. Dolayısıyla herkesin yaşam tarzına saygı göstermek zorundayız herkesin.

Yine bir şey daha. Kibir ve öç alma duygusu. Bundan arınacaksınız. Kibir şeytana özgü bir kavramdır. Kibirlenmek doğru değildir. Mütevazi olmak lazım. Bilgiçlik taslamamak lazım. Eğer siz kibirden uzak duruyorsanız, her şeyi ben bilirim egosundan uzak duruyorsanız halkın sorunlarına eğilirsiniz. Bilgi başka bir şeydir, birikim başka bir şeydir, deneyim başka bir şeydir. Yıllar önce bir gazetede okuduğum küçük bir hikayeyi anlatıyım. Bir ressam yanlış hatırlamıyorsam Hollanda’da çok güzel kuş resimleri yapmış, çok güzel ama salonda sergiliyor bunları, bir sürü ressam gelmiş entelektüeller orada, tabloları satın almak isteyenler orada, sanat severler orada, tabloları izliyorlar, herkes son derece mutlu. Bakıyorlar ki, bir köylü bir tablonun önünden hiç ayrılmıyor. Birisi merak etmiş tabloyu beğendiniz mi demiş? Evet efendim çok beğendim demiş. Satın mı alacaksınız? Bunu satın alacak param yok demiş. Ama bu tablonun önünden hiç ayrılmıyorsunuz demiş. Bu tabloda bir hata var demiş. Nedir hata demiş, siz ressam mısınız? Yo ben ressam değilim demiş. Ama bu kadar büyük bir kuş bu kadar ince dala konamaz demiş. Dala konarsa bu dal kırılır demiş.

Şimdi bakın, dedim ya akıl akıldan üstündür diye. Ressam doğayı yeteri kadar bilmiyor ama o köylü o kuşu da biliyor, ağacı da biliyor, o kuşun hangi dala konduğunu da biliyor. Dolayısıyla kibirden uzak durmak lazım. Herkesin inancına, kimliğine, düşüncesine saygı duymak lazım.

Bizim eksikliklerimizden birisi. Ben onu çok söyledim arkadaşlarıma, sizlerde geldiniz sizlere de söyleyeyim. Vatandaş gelip size derdini anlatacaktır. Soracaktır, benim şu derdim var sen partilisin git anlat diyecektir. Lafı vatandaşın ağzına tıkamayacaksınız, önce dinleyeceksiniz, sabırla dinleyeceksiniz. Vatandaş sizi zaten bulmuş derdini anlatacak size. Siz kalkıp da onun derdini daha dinlemeden hemen itiraz ederseniz bu da doğru değil. Tam tersine sabırla dinleyip arkasından haklısınız diyeceksiniz ve ondan sonra da kendi düşüncelerinizi aktaracaksınız. Bu aynı zamanda sizlerle sade vatandaş arasındaki güven ilişkisini de güçlendirmiş olur. En büyük arzularımızdan birisi de siyasette güveni sağlamaktır. Güven olursa her şey olur. Vatandaş size güvenecek, sizde kendi vatandaşınıza güveneceksiniz. Bu çerçevede yapacaksınız.

Efendim ilerde belki genç arkadaşlarıma ifade edeyim. Her biriniz siyasette belli bir yere gelebilirsiniz, yönetici konumunda olabilirsiniz. Belediye meclisinde olabilirsiniz, belediye başkanı olabilirsiniz, il genel meclisi üyesi olabilirsiniz, milletvekili olabilirsiniz, ileride inşallah Türkiye’yi yönetme konusunda hep beraber çaba harcayarak ve bunu gerçekleştiririz. Devleti yönetenlerin açık ve şeffaf olması lazım. Buna da inanmanız lazım. Her biriniz vergi ödüyorsunuz, her biriniz ekmek alırken vergi ödüyorsunuz. O zaman şu soruyu her Cumhuriyet Halk Partili yöneticiye sormak zorundadır vatandaş adına. Bizim ödediğimiz vergileri nerelere harcadınız. Öyle ya hesap vermek zorundadır. Devletin saydamlığı bunu gerektirir. Eğer bunu yaparsanız o zaman vatandaştan aldığınız verginin doğru yere harcandığını rahatlıkla açıklarsınız. Eğer yolsuzluk yapılmışsa, birileri malı götürmüşse bunu açıklamazlar. Bunun açıklanması lazım. Her birinizin bunu düşünmesi lazım. Saydamlık kadar değerli bir şey yoktur. Yöneticinin temiz olması lazım, devleti yönetenlerin temiz olması lazım. Devleti yönetenlerin emperyal güçler tarafından tehdit edilmemesi lazım. Bak ha kızdırma beni senin malvarlığını açıklarım dendiği zaman devleti yöneten şunu diyecek, benim malvarlığımı açıklamazsanız namertsiniz. Ben malvarlığımı siyasete atıldığım gün zaten kamuoyuyla paylaştım. Ne var benim malvarlığımda alın terimin karşılığıdır demesi lazım. Bu denmediği zaman demek ki bir sorunumuz var.

Başka bir şey daha. Her biriniz Cumhuriyet Halk Partili olarak, inşallah rozetleri takacağız. Alın terinin ne kadar değerli olduğunu bilmek zorundasınız. Havadan para kazanmak değil alın terinin karşılığını vermek zorundasınız. Birisi çalışıyorsa, üretiyorsa, evine helal ekmek götürmek istiyorsa onun önündeki bütün engelleri kaldırmak zorundasınız. Az önce bir arkadaşımız konuştu, operatörüm dedi ben. Mazot çıktı alamıyorum, fiyatı veriyorum kimse gelmiyor. Nasıl geçinecek bu? Ama bu arkadaşımız paralarını götürüp Kur Korumalı Mevduata yatırsaydı bir faiz alacaktı, iki döviz arttıkça onun farkını alacaktı, üç hiç vergi ödemeyecekti. Ama siz fırından ekmek alırken vergi ödüyorsunuz. Bunu da anlatmak zorundasınız. En büyük adaletsizliklerden biriside budur. Alın teri değil, köşende otur keyfine bak, paran var yatırmışsın, garanti var, dolar garantisi var. Her türlü garanti var birde üstelik vergi vermiyorsun. Böyle bir devlet yönetimi olmaz. Her birinizin bu gerçekleri bilmesi ve ayrıca anlatması çok değerlidir. Anlatması lazım.

Şimdi değerli arkadaşlarım, göçmenler, sığınmacılar. İki ana akım var. Bir, Suriye’den gelenler. İki, bin küsur kilometreyi aşıp Afganistan’dan İran’ı aşıp Türkiye’ye gelenler var. Sınıra gittim. İran sınırına gittim, oradaki karakolu ziyaret ettim, sınır kapısına uğradım. Dedim ki, buradan kaçak Afganlar nasıl geliyor? Dediler ki, buradan gelmesi mümkün değil biz herkese pasaport sorarız, kameralar var buradan kimsenin pasaport vermeden geçme şansı yok. Nasıl oluyor? Kaçak geçişler var dedi. Sordum nasıl oluyor? Bir karakol diğer karakolu görüyor dediler. Sınırdaki bir karakol diğer karakolu görüyor. Ayrıca kameralar var dediler. Geçerken görünmemesi mümkün değil. İyi de binlerce kişi geliyor, otobüse biniyorlar, Ankara’ya geliyorlar, Anadolu’ya geliyorlar, İstanbul’a geliyorlar nasıl geliyorlar bunlar? İnsan kaçakçılığı var. Arkadaşlara dedim ki, koca bir pankart hazırlayın bu Genel Merkeze asalım ‘Sınır Namustur’ diye. Askerlik yapan bütün arkadaşlarım bilirler hudutta o yazar ‘Hudut Namustur’ diye yazar. Oradan kimse kaçak giremez. Demek ki, birileri paralarla, imkanlarla bu insanları Türkiye’ye sokuyor.

Başka bir şey daha Suriyeli kardeşlerimiz. Onlar bir iç savaştan kaçarak geldiler. Kadınlar, çocuklar vs. geldiler, kucağımızı açtık eyvallah kimsenin ölmesini istemeyiz elbette. Ama bu insanların belli bir bölgede tutulması lazımdı. Her türlü yardımı gene yapalım, her türlü desteği gene yapalım, AB mi verir, dünya mı verir, Amerika mı, Rusya mı kim veriyorsa herkes bu tabloyu görecekti alınan yardım o insanlara verilecekti, gerekirse eğitimi, sağlığı karşılanacaktı ama Türkiye’ye dağılmaları doğru değil buna izin verilmeyecekti. Tam tersini yaptılar 81 ilde Suriyeli kardeşlerimiz var. Hatta bazı mahallelerde daha fazla. Kilis gibi bazı illerde de Suriyeli nüfusu Türk nüfusundan daha fazla. Ne yapacağız şimdi? Söyledim, bu Suriyeli kardeşlerimizi en geç iki yıl içinde Allah nasip eder iktidara gelirsek kendi memleketlerine Suriye’ye göndereceğiz. Nasıl göndereceğiz? Akılla mantıkla. Suriye’de önce gideceğiz yönetimle oturacağız, konuşacağız. Ben bunu defalarca söyledim neyse buna da adım attılar. Onlar da şimdi gidip görüşecekler. İnşallah başarılı olurlar. Bakın, önemli olan Türkiye. Oturacağız, konuşacağız, diyeceğiz ki kardeşim gel önce bir konuşalım seninle. Konuşacağız. Burada bizde mülteciler var, sığınmacılar var bunlar sizin vatandaşınız kendi ülkelerine gelmesi lazım. Bu yeter mi? Bu yetmez. Bu birinci adım. İkinci adım, bunlar gidecek ama bunların yolu, köprüsü, okulu, kreşi, hastanesi yok bunların. Savaş içinde bunlar. Bunları yapacağız. Kim? AB fonlarıyla bizim müteahhitler yapacak. Yani AB fon verecek, ki veriyorlar ama tek şartları var parayı nereye harcadığını benim bilmem lazım diyor bana hesabını vereceksin diyor. Dolayısıyla biz yolu, okulu, kreşi hepsini yapacağız. Diyeceğiz ki, bak kardeşim yolun var, okulun var, kreşin var, hastanen var hepsini yaptık evinde var e gel. Yeter mi? Yetmez. Bir şey daha yapmamız lazım. Bunlara can ve mal güvenliği sağlamamız lazım. Yani gittik, yaptık yarın tekrar bunlara saldırı olursa ne olacak? Oturup Esad’la bir protokol yapmak lazım. Gerekirse Birleşmiş Milletleri devreye koymak lazım. Bu insanların can ve mal güvenliğini kendi ülkelerinde sağlamamız lazım. Esad’la yapılacak anlaşmalardan biriside bu olmak zorundadır. Yeter mi? Gene yetmez. Bir şey daha yapmamız lazım. O bölgede bizim Gaziantepli iş adamlarının çok sayıda fabrikaları var bunlar boş duruyor şuanda. O fabrikalar çalışacak, Suriyeliler orada çalışacak, istiyorlarsa yaz tatillerinde turist olarak bize gelsinler, Türkiye’yi gezsinler istedikleri gibi gelirler. Bakın kimsenin burnu kanamıyor. Türkiye’nin şanına, şöhretine uygun bir şey yapıyoruz. Çünkü Suriye’de yaşayanlar bizim akrabalarımız aslında, Irak’ta yaşayanlarda bizi akrabalarımız. Orada Araplar var, burada da Araplar var. Orada Kürtler var, burada da Kürtler var. Orada Ezidiler var, burada da Ezidiler var. Bazen arkadaşlarıma söylüyorum ezogelin çorbayı içiyorsunuz gayet güzel. Ama ezogelini nereye gelin verdiğimizi hiç düşünmüyorsunuz. Suriyelilere verdik, hala kız alıp veriyorlar. Dolayısıyla kavga etmeden bu coğrafyada kavga etmeden huzur ve barış iklimini egemen kılmamız lazım. Bunu yapacağım söz verdim. Bunu söylediğim zaman Suriye’den kaçıp gelen bazı siyasi partilerin Genel Başkanları, sivil toplum kuruluşları, kadın kolları İstanbul’da beni davet ettiler siz bizi nasıl göndereceksiniz diye. Ben bunları anlattım bunları yapacağız diye. Söyledikleri şu oldu; siz bunları yapın biz hiçbirimiz burada kalmayız hepimiz gideriz kendi ülkemizde çalışırız dediler huzur içinde. Dedelerimiz orada, babalarımız orada, mezarlarımız orada, anılarımız orada, her şeyimiz orada. Dolayısıyla biz oraya gideriz dediler. Evet gitmelerini bu şekliyle sağlayacağız. Onlarda kendi ülkelerine gidecekler. O nedenle söyledim, davulla, zurnayla göndereceğiz diye.

Afganlara gelince, onlar sığınmacı değil onlar kaçak. Onları uluslararası hukuka göre alıp İran’a geri vereceğiz. Çünkü İran’dan geldi İran’a teslim edeceğiz. Kardeşim buradan geldiniz kendi ülkenize alın, onlar ne yaparlarsa bilmiyorum. Ama kendi ülkeleri değil hangi sınırdan bize gelmişler ise o sınıra iade edeceğiz.

Başka bir şey daha. Adalet derken, beğenmediğiniz, düne kadar kızdığınız insanlar eğer haksızlığa uğrarsa onlar içinde adalet istemeyi unutmayın. Adalet sadece sevdikleriniz için değil, kainatın düzeni adalet üzerine kurulduysa, bir kişi haksızlığa uğradıysa o haksızlığa karşı susmayacaksınız. Cumhuriyet Halk Partisinin temel karakterlerinden biriside budur. Hani haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Haksızlık karşısında duran dilsiz şeytan olmayacağız.

Şenyaşar ailesi Şanlıurfa’da, çocukları öldürüldü, eşi öldürüldü, üstelik hastanede kafasına tüp vurularak öldürüldü. Bu kadının bir oğlu var o da hapiste tek başına duruyor. Şimdi bakınız, bu kadın sadece adalet istiyor. Türkçe bilmiyor. Gittim kendisini ziyaret ettim, Türkçe bilmiyor. Bildiği tek Türkçe kelime adalet. Şimdi bu kadının adalet duygusu, adalet istiyor. Kocam öldü, çocuklarım öldürüldü, bir oğlum hapiste tek başına kalıyor. Katilleri bari yakalayın, bari tutun. Hastanede bu kadıncağızın kocası öldürülüyor kafasına tüp vurularak katiller ellerini kollarını sallayarak geziyorlar. Ve bu kadın tek başına oturmuş adalet diye elinde bir pankart var, küçük bir afiş var. Şimdi bu kadının duygularına ve adalet beklentilerine bu toplum olarak cevap vermezsek o zaman Allah aşkına bizim insanlığımız nerede kalır? Biz adalet duygusunu hem büyütmek hem adalet duygusunu güçlendirmek zorundayız. O kadını gidip kadının hakkı varsa hakkını aramak zorundasınız. Aksi halde olmaz. Adalet benim için olsun benden sonra tufan. Benden sonra tufan bizim inancımıza da aykırıdır, kültürümüze aykırıdır, insanlığımıza aykırıdır. Böyle bakmak lazım.

Bize geldiniz, bize katıldınız. Bu söylediklerimi unutmayın. Bundan sonra da çok şey söyleyeceğim onları da unutmayın. Yolsuzluk yapanları da unutmayın, kul hakkı yiyenleri de unutmayın. Siyaset halka hesap verme sanatıdır. Nasıl hesap verirsiniz? Çünkü devleti yönetenler parayı onlar toplarlar, parayı da onlar harcarlar. Yani beytülmale el uzatmazlar, uzatılmamalıdır. Devleti yöneten beytülmale el uzatırsa bu iş olmaz. Fakirin, fukaranın hakkı yenir. İşsizlik var. Niye işsizlik var? Bugün Türkiye’nin yaşadığı trajedi nedir biliyor musunuz şudur; ben, babam ilkokul mezunuydu. Okulu bitirdiğimde veya diğer kardeşlerim çalıştığında babamızdan daha yüksek aylık alıyorduk, daha iyi geçiniyorduk. Ama bugün bizim çocuklarımız mezun olduklarında bizden daha düşük aylığa mahkum ediliyorlar veya işsiz kalıyorlar. Yaşadığımız trajedinin temelinde bu yatıyor. Dolayısıyla her birimiz toplumu hem aydınlatmak… Cumhuriyet Halk Partililerin görevi de odur toplumu aydınlatmak, doğruları söylemek ama aynı zamanda iyi insanların yönetime gelmesi için çaba harcamaktır.

Bize katıldığınız için hepinize yürekten teşekkür ederim.

Biz güçlü bir aileyiz. Hakkı, hukuku ve adaleti savunan bir aileyiz, herkesin inancına, kimliğine saygı gösteren bir aileyiz. Bizim iki temel geleneğimiz vardır bu geleneği de lütfen unutmayınız. Ta Mustafa Kemal Atatürk zamanından kalan bir gelenektir. İki konuda siyaset yapmayız. Yapmayın derler bize. Bir, din konusunda. İki, askerlik konusunda. Yani Genelkurmay ve Diyanet İşleri Başkanlığını siyasete malzeme etmeyin bunlar ayrıdır. İkisi de farklı yerlerdir. Bu nedenle biz din konusunda mecbur olmadıkça inanç konusunda konuşmayız. Herkesin inancına saygı gösteririz. Bizi suçlarlar, ‘Cumhuriyet Halk Partisi şöyledir, Cumhuriyet Halk Partisi böyledir, Cumhuriyet Halk Partisi şunu yaptı, Cumhuriyet Halk Partisi işte dinsizdir’ bir sürü şey söylerler. Diyanet İşleri Başkanlığını kuran Cumhuriyet Halk Partisidir. İlk İmam Hatip Okulunu açan Cumhuriyet Halk Partisidir. İlk İlahiyat Fakültesini açan Cumhuriyet Halk Partisidir. Kuran’ın Türkçe mealini ilk hazırlayıp vatandaşa bedava dağıtan Cumhuriyet Halk Partisidir. Kuran’ın daha sonraki mealini Elmalılı Hamdi Yazır’a hazırlatıp onu da vatandaşlara dağıtan yine Cumhuriyet Halk Partisidir. Osmanlı döneminde bakımsız kalan camilerin onarımını yapan Cumhuriyet Halk Partisidir bunu da unutmayın. Bunları bir yerde söylemek için değil, hafızanızın bir köşesinde tutun. Eğer bu konuda tereddüt edenler olursa onu da Diyanet İşleri Başkanlığının bir kitabı var gerekirse o kitabı size tavsiye ederim. O kitapta bunların hepsi ayrıntılı olarak da yazar.

Dolayısıyla inanç Allah’la kul arasındaki ilişkidir. Bu ilişki bizim manevi dünyamızın zenginliğidir. Bu zenginlik bize aittir başka birisine ait değil. Yani insana aittir. Bu çerçevede bakmak lazım.

Hoş geldiniz tekrar, şeref verdiniz. Sizlerle beraber olmak benim içinde büyük bir onur, büyük bir gurur. Sağ olun, var olun diyorum.

Detaylar

Tarih:
Ağustos 18

Organizatör

Political Party
Telefon:
+00 987 764 53 23
E-posta:
example@mail.com
View Organizatör Website

Add Comment